14 Haziran 2016 Salı

Geçici Süreçler

Uzun süredir edebiyat bloguma yazamıyorum. Medya ve kültür üzerine yaptığım çalışma ve makalelerimin yanı sıra kişisel durumlarım ve baştan savma yazmak istemeyişimden dolayı bu kısa bir süre daha alabilir. anlaşıyısınızdan öperim. :)

17 Mayıs 2016 Salı

Yeni Bloguma bekliyorum!

Merhabalar! Uzun zamandır aklımda Kore üzerine bir blog edinmek vardı. Sonunda, 2008'ten beri ilgim olan Güney Kore üzerine blogumu açtım. İkinci bloğum olan http://keepcalmandlovesouthkorea.blogspot.com.tr/  linki budur :) Güney Kore'ye ilgisi olan herkesi beklerim :)

 

25 Şubat 2016 Perşembe

Fahrenheit 451- RAY BRADBURY







 Favori kitaplarım arasında yer alan bu kitap, yazarı Abd'li bir yazar olmasına karşın bölümümüzde okutulmuştu. (İngiliz dili ve edebiyatı bölümünde İngiliz edebiyatından sonra Amerika tarihi ve edebiyatı da az da olsa gösterilmektedir.) Bu efsane kurgusal kitabın yazarı Ray Bradbury'dir. 1953'te yayınlanan bu yapıtın irdelediği çok önemli noktalar vardır. Kitabın konusundan bahsetmek gerekirse:

   Guy Montag 30'larının başında olan bir itfaiyecidir. İtfaiyeci dememe aldanmayın. Kitaptaki itfaiyeciler yangını söndüren itfaiyeci değil, kitapları yakan itfaiyecilerdir. Kitabın isminin 'Fahrenheit 451' olması da kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu sıcaklık derecesinden gelmektedir. Bu itfaiyecilerin  kitapları yakmasının nedeni kitaptaki dönemin oldukça gelişmiş ve ilerlemiş bir dönem olmasıyla beraber kitapların ve işe yarar şeylerin yerini televizyon, ilaçlar ve kimi teknolojik aletlerin almış olmasıdır. Ayrıca totaliter yani baskıcı devletin artık insanların davranışlarının yanı sıra düşüncelerine de hükmetmesiyle birlikte kitaplardaki derin bilgilerin insanların zihinlerini  etkileyeceklerinden korkmalarıyla tüm kitapları yaktırmaları ve kitap okumanın yasak olmasına  neden olmuştur. O dönemde, bu yüzden popüler bir meslek olan itfaiyecilik görevi evinde kitap bulunduran insanların evlerinin ihbar edilmesiyle hemen o eve giderek kitaplarla birlikte bütün evi hatta gerekirse içinde yaşayan insanları da yakarak yok etmektir. Çünkü kitap okumak veya bulundurmak kesinlikle yasaktır. Bunu gören ve ihbar etmeyen insanlar da cezalandırılacaktır.

Baş karakterimiz Guy Montag'ta 12 yıl kadar bir süredir bu görevde yer almaktadır. Eşi Mildred ise ilaçlara bağımlı ve televizyon başından ayrılmayan bir kadındır. Montag'ın hayatı, bir gün on yedi yaşındaki komşularının kızı olan Clarisse ile tanışmasıyla değişir. Clarisse o dönemin insanlarından oldukça farklıdır. Daha ilk konuşmalarından bir farklılık sezer Montag. Clarisse o kadar farklıdır ki robotlaşmış bu kasabadaki insanlara deli olarak görünmektedir. Çünkü insanlar duvarlarına yerleştirmiş oldukları birden fazla televizyonlarının önünden ayrılmazken, Clarisse yerdeki yaprakları ve gökteki yıldızları saymaktadır. Çiçeklerden, hayallerden, bazi kitap içeriklerinden bahseden Clarisse, Montag'ın ne kadar mutsuz bir yaşam yaşadığını hissettiğini anlamasını sağlar. O andan sonra Montag hep Clarisse'n dediklerini düşünmeye başlar fakat itfaiyeciliği de devam eder ta ki Clarisse'n öldürüldüğünü duyuncaya kadar...

Asıl olay bu noktadan sonra başlamaktadır. Montag kendi içinde verdiği savaş yüzünden yatağa düşer. Niye mutsuzdur?  Neden korkuyordur?  Bu noktadan sonra Montag'ın isyanını ve totaliter rejimin dayattığı bu yasaklara karşı gelmeye başladığını görmekteyiz. Montag yoldan çıkmamıştır, aslında kendini Clarisse sayesinde bulmuştur. Elbetteki dayatmacı bir devletin kölesi haline gelmiş en yakınınız bile bir gün sizi sırtınızdan vurabilecektir. Montag'ın büyük bir merakla bulunması zor olan kitapları çalması ve onları okuması sonucu ihbar edilmesiyle hain damgası yemesi ve bununla beraber yeni bir yol çizmek adına bir şeyler yapmaya çabalamasını kitabın sonuna doğru göreceksiniz.



DURUM ELEŞTİRİSİ

  Kitaba dair; ilk okuduğumda çok etkilenmiştim fakat iyice hatırlamak için bir kaç gün önce tekrar okudum. Bu sefer daha tatminkar oldu diyebilirim. Yazarın anlatmak istediği ve vurgulamak istediği şeyler o kadar mühim ki kitabın en iyi distopya-ütopya yapıtlarından olmasını sağlamıştır. Kitaptaki Clarisse karakteri çok önemli: Genç kız bütün insanlardan farklı olduğu için dışlanıyor ve psikiyatriste gönderiliyor. Sahip olduğu bilgiler ve düş gücü yüzünden tehdit oluşturduğu düşünülerek ortadan kaldırılıyor. Montag'ın gözündeki perdeyi kaldırmasını sağlayan Clarisse oluyor. Basit ama mutluluk verici şeyleri Montag'a anlatan ve anlamasını sağlayan Clarisse, Montag'ın mutsuz olduğunu anlayan ve onun da anlamasını sağlayan tek insan olduğu için Guy Montag da büyük bir etki bırakıyor. Bu noktadan sonra Montag'ın hayatı eskisi gibi olmuyor çünkü Clarisse ile tanışmadan önce egemen sağlamış yasalara uyan, bazı şeylerin manasını irdelemeyen ya da buna cesaret edemeyen, mutsuz, anlamsız bir hayat yaşıyor Montag.

Kitabın sonunda Montag tanıştığı yaşlı, bilgi sahibi adamlarla konuşurken, içlerinden biri kitapların şu an yakılmış ve yok olmuş olsalar dahi okudukları kitapların şu an beyinlerinde yer ederek saklandığını söylüyor. Yani Shakespeare'in eserini okumuş ve aklında tutmuş kişi Shakespeare olurken bir diğeri Byron'ın şiirlerini bildiği için Byron oluyor. Böylece kitaplar aslında hiç yok edilmemiş oluyor.

   Kitapta eleştirilen totaliter rejimin insanları nasıl robotlaştırdığını görmekteyiz. Günümüzde devletlerin en büyük aracı haline gelmiş olan medya ve teknolojinin de insanların beynini nasıl yıkadığını ve onları korkutarak yön vermekte olduğunu göstermektedir. Bu size tanıdık geliyor mu?
Paul Virilio ve Frankfurt Okulu'nunda bahsettiği gibi (Medya ve) Teknolojinin, devletin kontrolü altında kalarak aslında otoritenin düşüncelerini kitlelere aktardığını ve benimsettiğini kitapta da görmüş oluyoruz. Otoriteye karşı çıkan bireylerin ise nasıl cezalandırıldığı hakkında bilgi ediniyoruz. Kitapta, salonlarının duvarlarındaki büyük ekranlarla beyinleri yıkanan insanlara şahit oluyoruz. Bunu en çokta Montag'ın eşi Mildred' de görmekteyiz. Ayrıca sansürün ve baskının neden olduğu korkunun insanları ne hale soktuklarına da bir kez daha şahit oluyoruz. Kitaplara sansür getirilmiş yani bilgiye, öğrenime yasak konulmuş bir düşünce sistemini düşünün. Kitapta otorite, insanların düşünmesine, yeni şeyler edinerek söz sahibi olmasına veya edindikleri bilgiyle yükselerek tehdit oluşturmalarına engel olmaya çalışıyor. Böylelikle cehalet ve yozlaşma meydana geliyor. İnsanların savunacakları kendi fikirleri olmuyor ve sürü halini alan kitlelere dönüşüyor. Bu da egemen otoritenin oldukça işine yarıyor.




SEMBOLLER:

   Ateş,sıcaklık: Ateş genelde kızgınlığı, yıkımı, yeniden başlayışı temsil etmektedir. Romanda Beatty ve diğer itfaiyeciler ateşi yıkım ve yok etme için kullanmaktaydı. Montag gerçeklerle yüzleştiği ve Clarisse sayesinde kendi benliğini keşfetmeye başladığı zaman hastalanmış ve ateşi çıkmıştır. Aynı zamanda romanın sonuna doğru Montag karşılaştığı yeni insanların ateşin etrafında oturup ısındığını gördüğü zaman ateşin ısınmak için de yani yakmak dışında iyi bir şeye hizmet ettiğini de farketmiştir.

Hayvanlar ve mekanik aletler: Mildred ilaçları fazla alıp intihar ettiğinde kanını temizlemek için gelen adamların kullandığı teknolojik alet hortum şeklinde bir yılan benzetilir. Helikopterler Montag'ı aramaya çıktığında aynı uçan ve vızıldayan böceklere benzetilir. Ayrıca kitapta önemli bir eden mekanik tazı(mechanical Hound) robottan yapılmış ölümcül bir köpektir. İğneleri vardır ve ağzına aldığı herşeyi parçalar aynı zamanda kokusunu aldığı avı bulur. Bu mekanik aletlerin doğayı bozduğunu, otoritenin emriyle çalışarak hareket ettiğini görürüz.   
                     
  
Çıplaklık: Montag'ın nehire girmeden önce çırıl çıplak soyunarak başkasının kıyafetlerini giyinmesi artık eski kimliğine veda ederek yeni bir insan olması anlamına gelmektedir.

Elek ve kum(the sieve and the sand): Kitabın ikinci bölümünün adı olan elek ve kum Montag'ın küçükken yaşadığı bir hikaye ile başlar. Eleğe ne kadar kum koysada onu kovaya doldurana kadar elekten süzülmesi ve bunun sonucu ağladığını hatırlar Montag.Buradaki kum Montag'ın aradığı gerçekliktir, elek ise gizlice ve zamana karşı başarmaya çalıştığı durumdur. Yani Montag'ın yasak olmasına rağmen İncil'i bulup onu okuyabilidği kadar hızlı okumaya çalışarak aklında birşeyler kalması için çabalaması durumuna benzetilir.

Anka kuşu (The Phoenix:)  Granger ve diğerleri, savaş esnasında bombalanan şehrin küle dönüşmesini görürler. İnsanoğlu anka kuşu gibi tekrar küllerinden doğarak yapılanır ve ayağa kalkmaktadır. Bir hata yapıldığı zaman bir daha yapılması zordur.

PARADOKS:
Mildred'in bedenen hayatta olması fakat ruhen orada olmama durumu fazlasıyla ele alınmıştır(yaşayan ölü)
Montag'ın itfaiyeci iken aynı zamanda kitapları okuyor olup kendi içinde çelişkiye düşmesi.

TEMALAR:
Sansür
Bilgi vs Cehalet

(Bu sahne kitapta yer almakta ve kitaplarını terk etmek istemeyen kadını itfaiyeciler acımadan eviyle birlikte yakmaktadır.)

7 Kasım 2015 Cumartesi

Ölmüş Eşek- Aziz Nesin


Aziz Nesin'in bu öykü kitabını yanlış hatırlamıyorsam on iki yaşında iken okumuştum. O zamanlar kitabın mantığını çözememiştim tabi=) Bir kaç yıl önce kitaplığımda duran kitabı tekrar okudum. İyi ki de okumuşum. Bazıları kitaba yazarı yüzünden ön yargılı yaklaşabilir fakat gerçekten yazar hiciv sanatını bu öyküsünde konuşturmuş diyebilirim.
   Ölmüş eşek yani öykünün ana karakteri adı üstünde ölmüştür ve tahtalıköyden yeryüzündeki arkadaşı eşek arısına mektuplar yazıp gönderir. Mektuplarda eşek arısına ilk önce nasıl öldüğünü anlatır. Devamında ise öldükten gömülmeye kadar ki zamandan bahseder. Bu esnada ölmüş olmasına rağmen yaşanılanları görür ve duyar. Naaşı oradan oraya dolaşır. Önce vatandaşlar tarafından bulunan naaşı daha sonra polislere gönderilir, daha sonra morga gönderilir. Bu süreçte vatandaşların kendisi hakkındaki yorumlarını duyar.O zaman ki Türkiye vatandaşlarının yorumları da, düşünceleri de insanı güldürüyor. Aslında güler misiniz ağlar mısınız orasını tam bilemeyeceğim. "Ay hakikaten, işte bizim Türk milleti" diyorsunuz okurken.Yazar o zamanın yani 1957 yılındaki Türkiye'yi, şartlarını ve vatandaşlarını, anlayacağınız her şeyini mizah karışımı eleştirmiş.

Bende bulunan kitap sanırım baya eski basım. Yeni "Ölmüş Eşek" kitabında başka öykülerde bulunuyormuş. Benimkinde yalnız ölmüş eşek öyküsü bulunuyor.

İşte kitaptan bir parça alıntı:

Sevgili Eşekarısı,
Mektubumu alınca şaşıracaksın. Biz onu çoktan nalları dikti biliyorduk, yine hangi ahırdan çıktı, diye afallayacaksın. Hiç şaşma, Tahtalıköy'deyim. Sana bu mektubumu Tahtalıköy'den yazıyorum. Bir zamanlar yeryüzünde yaşamış bütün büyükler, ünlüler, ileri gelenler, hepsi burada. Ben de onların arasındayım. Sen şimdi, Vah vah, sağlığında değerini bilememişiz! diyerek ne denli dizini dövsen yeridir. Neden, Kör ölür, badem gözlü olur! denildiğini, o kör olası dünyada değeri anlaşılmamış olanların son umudu Tahtalıköy'e gelince çok iyi anladım...



25 Ekim 2015 Pazar

Tarih ve Entrika kokan bir dizi -THE WHITE QUEEN konusu, detayları

 
   Tarihi dizileri izlemeyi seviyorum. Hele İngiliz yapımıysa keyfime diyecek yok =) Özellikle araştırıp izlediğim diziler var bu konuda. İngiliz tarihine olan merakım zaten lisanstan gelmekte... Bir sene önce izlediğim ve oldukça beğendiğim bir diziyi paylaşmak istiyorum. Bu tür dizilerden az çok fikir edinebiliyorsunuz. Elbette tamamen tarihi yansıtmasalar da izlemesi pek keyifli oluyor. Önereceğim dizi  The White Queen. İngiliz yazar olan Phillippa Gregory'nin The white Queen (the cousins war) isimli kitabından uyarlanan bir dizi. Diziyi izleyince kitabı da merak ettim doğrusu...


      Dizi 4.Edward'ın Elizabeth Woodville ile tanışmalarıyla başlıyor. Elbette sadece tarihi izlemiyorsunuz. Entrikalar ve aşklar da dizinin içinde... Hatta dizide Elizabeth Woodville 'ye yani dizinin ismini verdiği karaktere o kadar çok ağırlık veriyorlar ki bazen kraldan çok onu görüyorsunuz. Dizideki kadro harika. Bu diziyi izlememin başlıca sebeplerinden birisi David Oakes'ti. Fakat dizinin konusu da oldukça ilgimi çekti. Dizi de Elizabeth iki çocuklu dul fakat oldukça güzel bir kadındır. Edward onunla tesadüfen karşılaşır ve ilk görüşte ona aşık olur. Evlenen çiftin böylece hikayesi başlar.


      Dizi 15.yüzyılın İngilteresinde geçiyor. Tudors tarzında olan dizinin konusuna gelince:  Dizi 15.yy İngilteresinde War Of The Roses olarak bilinen (güllerin savaşı) ünlü savaşın olduğu döneme denk geliyor.

Dizinin mantığını anlatmak için  bu savaştan biraz söz etmek istiyorum. (Dizi hakkında spoiler içerir)
Güllerin savaşı bir iç savaştır. İki hanedanın kıyasıya mücadelesi olan bu savaş ismini York hanedanının armasının beyaz gül, Lancaster hanedanının armasının da kırmızı olmasından almaktadır. O dönemde genç yaşıyla tecrübesiz bir kral olan ve Lancester hanedanından gelen 6.Henry tahta çıkar(Dizide sanırım orta yaş üstündeydi) Bu dönemde yüzyıl savaşları olmaktadır. 6.Henry tecrübesizliğiyle İngiltere'yi yenilgiye uğratır. Bunun üzerine akıl sağlığını kaybeden Henry tahttan indirilmek ister. Bir süre sonra iyileşen Lancesterlı kral, bu sefer Yorkluların tahtı ele geçirme girişimleriyle karşı karşıya kalır. York dükünün en büyük oğlu olan 4.Edward(dizideki başrol) krala savaşa açar. Yorklular  bu savaşta üstün gelir ve 6.Henry'i tahttan indirirler. 6.Henry,eşi ve oğulları yurtdışına kaçar. 4. Edward krallığını ilan eder. Bir süre sonra 4.Edwardın kardeşi Clarence dükü George, Edward'ın tahtına göz diker ve ayaklanma başlatır.Hatta 6.Henry ile ittifak olurlar. Fakat ayaklanmasında başarısız olunca abisi tarafından idam edilir.Bu süreçte 6.Henry yakalanır ve oğlu idam edilir. Akıl sağlığı yerinde olmayan Henry kuleye kapatılır ve bir süre sonra idam edilir( olay dizi de biraz daha farklı türlü gelişiyor)  Geçen zamanda Lancesterlar, kendi hanedanlarından olan 6.Henry ve oğlunun idamı üzerine tahta kimi geçireceklerini düşünürler. Ülkenin dışında yaşayan ve Lancester hanedanından olan 7.Henry Tudor'u (bu tudor dizisindeki Henry Tudor'un babası oluyor)başa geçirmeye karar verirler. Bu süreçte 4.Edward ölür.Yerine ,eşi (dizideki başrol yani beyaz kraliçe olan) Elizabeth Woodville'den olan13 yaşındaki oğlu 5.Edward geçer fakat amcası yani 4.Edward'ın kardeşi olan 3.Richard yeğeninin ülkeyi yönetmeyeceğini savunarak onu tahttan indirir ve kral olur. Bir süre sonra ise Henry Tudor Richard'a savaş açar ve savaşı kazanır.


Diziyi seveceğinizi düşünüyorum. Zaten yalnızca bir sezon olan dizinin tadı damağınızda kalıyor.Dizinin baş rolünde yani Edward karakterini Max Irons oynuyor. Yorumlarınızı bekliyorum =)


   

23 Ekim 2015 Cuma

SERENAD -Zülfü Livaneli




Bu kitabı çok satılanlarda bulunması ve internette fazlasıyla önerilmesi üzerine satın aldım. Açıkçası başta bu kadar iyi olabileceğini tahmin edememiştim. Gerçekten birkaç sayfa okumaya başladıkça kitap sizi sarmaya başlıyor ve ileriki bölümlerinde elinizden bırakamaz oluyorsunuz. Kitabı hemencecik bitirdim fakat bitmemesini de ne kadar istedim bilemezsiniz.

    Kitabın konusundan biraz bahsedecek olursak Maya Duran baş karakterimiz. Bir anne aynı zamanda çalışan bir kadın. Eşinden boşanmış olan bu kadının ergenliğe girmek üzere olan bir de oğlu var. Sıradan hayatı bu şekilde devam ediyor ve günümüz şartlarında yaşayan dul bir kadının aynı zamanda bir annenin klasik çabalarına şahit oluyorsunuz. Asıl olay, bir gün Maya'nın hayatına giren konuk profesörün hikayesiyle başlıyor. Maya zamanla , profesörden tarihin yaşattığı acımasızlıkları ve 60 yıldır süre gelen bir aşkın içinde buluyor kendini.

  Livaneli'ye bu kitabından sonra hayranlığım bir kez daha arttı. Tarihten ve yahudi katliamından bahsederken nasılda hikayeleştirmiş öyle! Roman öyle akıcı ki okumaya doyamıyorsunuz, bazı bölümlerinde ise hikaye size empati kurmanızı sağlıyor. Bir bakıyorsunuz kendinizi ağlarken buluyorsunuz.  Hikayeyle birlikte tarihi araştırmaya başladım. Daha öncesinde nazileri araştırmıştım zaten fakat bu kitapla birlikte bilmediğim yeni şeylerde öğrendim. Tarihe ilgi duymayanların gözü korkmasın kesinlikle! Kitabın öyle bir ilerleyişi var ki sevmeyenlerde bile ilgi uyandıracağına eminim. Irkçılığın verdiği sebebiyetler ve eziyetlere bir kez daha tanık olarak nefret ediyorsunuz. Kitabı daha okumamışlar için kesinlikle tavsiye ediyorum.

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Great Gatsby- Muhteşem Gatsby


İlk basımı 10 Nisan 1925'te yapılmış olan roman ABD'li yazar F. Scott Fitzgerald tarafından kaleme alınmıştır. Ana karakterler Daisy Buchanan nee Fay- genç ve coşkulu bir kadın olan Daisy Rom Buchanan'ın eşidir. Jay Gatsby ise genç ve esrarengiz bir milyonerdir. Sonrada servetini kendisi kazanmadığı ortaya çıkacaktır. Daisy'e saplantılı bir aşk duyar.
Roman şöyle başlar ki en gözde başlangıca sahip olan roman örnekleri arasındadır: “Toy çağımda bir öğüt vermişti babam, hala küpedir kulağıma. ‘Ne zaman’ demişti, ‘birini tenkide davranacak olsan, hatırdan çıkarma, herkes senin imkanlarında gelmemiştir dünyaya!’ (Can Yücel’in çevirisiyle).

Romanı öğrenciyken okuduğum için fazla hatırımda kalmadığı yerler olmuş. Biraz araştırmam gerekti. Great Gatsby denilince akla gelen ilk şey Gatsby'nin Amerikan rüyasını simgelediğidir.Amerikan rüyası ise kısa yoldan para kazanmak, zengin olmak, haz ve gerçekleşmeyecek diğer şeyleri simgeler. Başta Amrerikan rüyası keşfetme, bireysellik ve mutluluğun peşinden koşmak olarak görülse de aslında hepsi refaha ve maddi rahatlığa denk gelmektedir ve bir süre insan bu hayal yüzünden heba olmuştur. Gatsby'de bu insanlara örnek olarak karakterize edilmiştir.
Romana göre, 1920'lerdeki bu kolay para kazanma ve toplumsal değerleri esnek tutma yani amerikan rüyası çöküşe neden olmuştur..
Gatsby'nin sonradan para kazanıp eski aşkını etkilemek için uğraş vermesi, onların arasındaki sınıf farkını kapatamamış ve roman boyunca aslında ne kadar farklı olduklarını göstermiştir. Özellikle roman,  aristokrat olarak doğan yani zengin olarak doğan kesimle sonradan görme olanları kafa kafaya çarpıştırmakta ve bu sonuçtan sonradan para sahibi olanın yenilgisiyle sonuçlanmaktadır. Gatsby, amerikan rüyasını bir nevi gerçekleştirmiş olan sonradan para sahibi biri olarak parasıyla aşkı satın alabileceği cehaletine kapılmıştır. Çünkü bu izlenimi ona zengin olan eski sevgilisi Daisy göstermiştir. Elbette içi boş olan bu rüyanın gerçekleşmediği, Daisy'nin sonuç olarak yine Tom'un yanında kalmasıyla gösterilmiştir. Her ne olursa olsun sonradan zenginliğe kavuşmuş bile olsa  diğerleri yani aristokrasi tarafından sonradan görme olarak adlandırılan bu bireyler(Gatsby) istedikleri herşeyi para ile elde edemeyeceklerini anlar.
Roman aynı zamanda 20’nci yüzyılın en iyi Amerikan romanlarından biri kabul ediliyor. Birinci Dünya Savaşı’nın etkisinde yetişen idealist bir adamın sevdiği kadına ulaşma yolundaki tutkulu mücadelesiyle romantik bir aşk hikâyesi görünümünde olsa da içerdiği simgeler, semboller ve metaforlarla dolu olay örgüsünden oluşuyor. Yani ilk okunduğunda bir aşk ve ona kavuşamama, ihanet ve hazin  son olarak görülse de aslında yazar burada 20. yy'ın en büyük sorunlarından bahsediyor.

SEMBOLLER:
  • West Egg - Yeni Aristokrasi.(kendi kendine bir yerlere gelmiş)
  • East Egg - Eski Aristokrasi.
  • Valley of ashes - Amerikan rüyasının çöküşü.
  • Dr. T. J. Eckleburg'in gözleri - Tanrı'nın gözleri gerçekleri havuzun içinde de görür.
  • Yeşil ışık - Gatsby'nin gelecek için hayalleri ve umutlar, daha genel olrak Amerikan Rüyası



Romanın Özeti:
1922’de New York'un Long Island bölgesinde oturan Bay Gatsby, herkesin tanımak ve şöhretinden faydalanmak istediği bir adamdır. Hikâyeyi anlatan Nick Carraway’de onun görkemli bir malikânesinin karşısında oturmaktadır.
Jay Gatsby  ile komşusu, Nick Carraway, Long Island’da West Egg kasabasında yaşamaktadır. Gatsby'nin göz kamaştırıcı bir evde yaşarken Nick'in yaşadığı kulübenin içinde adım atacak bir yer yoktur. Körfezin karşı tarafında,  monden insanların yaşadıkları” East Egg'”de,  Daisy ve Tom Buchanen oturmaktadır. West Egg ve New York şehri arasında muazzam bir  kül çöplüğü vardır.   George ve Myrtle Wilson'un garajI ve evi bu kül çöplüğünün civarındadır.
Bütün bu farklı statüdeki insanlar ve karakterlerin hepsi işte bu kül çöplüğünün yanından geçmek zorundadır. Çok farklı mekânlarda ve ekonomik düzeydeki insanların odak noktası gelip geçilmek zorunda olunan bu küllüktür. Romanın çarpıcı noktası bu kül vadisindedir. Bir göz doktoru da, bu çöplüğe gülünç bir reklâm tahtası koymuş ve reklâmına  “görmeyen mavi gözlerle manzarayı seyreden “ kör bir adamın  resmini asmıştır.
Birinci Dünya Harbindeki asker olan ve ve Yale Üniversitesini bitiren Nıck,( anlatıcı)  bir tahvil satıcısı olarak çalışmaya başlamış ve West Egg'de yerleşmiştir.  Kuzeni Daisy ve kocası Tom ile dostluk içinde yaşamaktadır. Daisy'nin arkadaşı Jordan Baker'den, Tom'un kuzeni ve Daisy'i aldattığını, Daisyn’de bunu bildiğini ve bu duruma çok üzüldüğünü öğrenmiştir.
Gatsby'nin meskeni onu tanıyan, tanımayan bir sürü insan tarafından dolup boşalmakta herkes Gatsby'nin hakkında hikayeler uydurmaktadır. Tom kuzeni Daısy’ın beş yıl önce Gatsby ile sevgili olduğunu, Gatsby’in beş yıl önce parasız ve çulsuz bir adam olduğunu öğrenmiştir. Gatsby bir ara kaybolunca zengin bir ailenin kızı olan Daisy, zengin bir adam olan Tom ile evlenmiştir.
Nıck kuzeni Daısy'nin kocası Tom hakkında da pek iyi şeyler duymamaktadır. Tom ile Daısy’in evlilikleri görüldüğü kadar mutlu ve şaşalı değildir. Üstelik kuzeni Daısy’in kocası olan Tom küstahça bir tavırla Nick’ten metresi Myrtle Wilson ile tanışmasını ister. Nick, istemeyerek de olsa Tom ve Myrtle'in, New York'daki partilerine katılmak zorunda kalır.
Daısy'den bahsettiği için, Tom, Myrtle' in burnunu kırar. Kendisini, Tom ve kuzeni Daisy Buchanan’ın derin meselelerinin içinde bulan Nick, hemen ardından, Gatsby' nin kargaşalı hayatına da karışmak zorunda kalacaktır.
Gatsby, hafta sonlarında şaşaalı partiler vermektedir. Misafirler, ev sahibi Gatsby’i çok ender görmektedir.  Herkes onun şaibeli zenginliği hakkında dedikodular yapmaktadır. Gatsby gösterişli partiler vererek kendisini derinden sarsan ihtiraslarını tatmin etmek istemektedir. Beş yıl önce sevgilisi olan ve harbe gittiği zaman kaybettiği sevgilisi Daisy’yi yeniden kazanmak için uğraşmaktadır.
Bu nedenle, Daisy'i tanıyan Jordan ve Nick'in kendisine yardım etmesini ister. Nick'in evinde bir buluşma hazırlanır ve Daisy, yeniden Gatsby'nin metresi olur. Kısa bir müddet için, Gatsby ve Daisy, çok mutlu olmuşlardır.
Gatsby'nin bu mutlu hayatını çok fazla sürdüremez. Tom Buchanan ve George Wilson, eşlerinin kendilerini aldattığını anlamışlardır. Wilson, Myrtle'in davranışlarından haberdar olmuş ama Tom'un kendisini aldattığını bilmemektedir. . Wilson'un gözünde, Tom, garajın bir müşterisi ve garajında arabasını tamir ettiren bir insandır. Tom, hem karısını hem de metresini kaybedebileceğini anlayınca paniğe kapılmıştır. Tom ve Gatsby’de artık tanışmışlar hepsi birden zaman zaman bir araya gelmeye başlamışlardır. Beşi birden New York'a giderlerken, Daisy, Tom, Buchanan'ın otomobilinde Gatsby ile beraber gitmek hususunda ısrar eder.  Tom ve diğerleri  Gatsby'nin otomobilini izlemek zorunda kalmış Tom, Gatsby ile Daısy’ın aynı otomobilde gitmelerinden çok kuşkulanmış ve bunu çok kıskanmıştır..
Gatsby ise Daisy’i kocasından ayırmak ister.  Gatsby,  bir otel odasında Tom, Daisy, Nick ve Jordan'm huzurunda- Daisy'nin kocasını terk etmesini ve onu hiç bir zaman sevmediğini itiraf etmesini ister. Bunu bir fırsat bilen Tom, Gatsby'nin, yeraltı dünyasının kirli işleriyle uğraşan biri olduğunu söyler. Tom'un bu hücumu sırasında Daisy, sesini çıkarmaz ve Tom'u sevmediğini itiraf edemez. Bu olay Gatsby'i sarsar ve Daısy ile olan bütün hayallerinin yıkıldığını hisseder. .
Gatsby'ye sırt çeviren ve tepeden bakmaya başlayan Tom zafer kazanmış bir eda ile Gatsby'ye, Daisy'yi, kendi otomo­bilinde West Egg'e götürmesini söyler. Beraberce yola koyulurlar.Fakat felâket onları bu yolda beklemektedir. 
Kocası tarafından dövülen ve odasına kilitlenen Myrtle Wilson, dışarı çıkar ve süratle yola fırlar. Kaçmak isterken, Gatsby'nin otomobili altında korkunç bir şekilde can verir.  Gatsby'nin otomobili de yana devrilir. Tom, Nick ve Jordan, kısa bir zaman sonra, garaja ulaşırlar. Herkes bu kül vadisinin kenarındaki garaja toplanmıştır.  Tom,  bu kazada metresinin öldüğünü öğrenir, kadının kocası ise perişan bir haldedir. Tom, Wilson'un kulağına eğilerek bir şeyler söyler. Fakat Tom’un söylediği bu sözler romanın sonuna kadar gizli kalacaktır. Fakat Tom her ne söylemişse bu sözler dehşetli bir durum yaratmıştır.  Nick, ilk önce, Gatsby'den, Myrtle'i öldüren otomobilin sürücüsünün Gatsby değil Daısy olduğunu öğrenmiştir. Arabayı daısy kullanırken kaza olmuştur.Gatsby, ise arabayı kendisinin kullandığını ve olayın tüm sorumluluğunu üzerine aldığını söylemektedir.  
Gastby'nin yanından ayrılan Nick, bahçenin öte tarafına çıkarak insanların çirkefliğine soysuzluğuna ve ahlaksızlığına isyan ederek haykırmaya başlar.  
Bu kompliman karşısında, Gatsby'nin yüzünde sıcak bir gülümseme belirir, bu onun son gülümsemesidir. Bir kaç saat sonra, George Wilson, Gatsby'i tabanca ile öldürür ve ardından intihar eder.
Gatsby'nin cenaze töreninde, Nick'den başka, sadece Gatsby'nin yaşlı babası ve bir kaç hizmetçisi vardır. Nick'in ısrar ve ricalarına rağmen önceki arkadaşlarından veya misafirlerinden kimse katılmaz. Daisy ve Tom geziye çıkarlar.
Aylar sonra Nick, Tom'u görür ve onu, hakikati itirafa zorlar Gatsby'nin ölüm otomobilini kullandığını Wilson'a söyleyen odur. Besbelli ki, Daisy, bunun yalan olduğunu söylemiştir,.
Nıck’ın gözünde Tom ve Daisy,  insanları bir eşya gibi kullanmakta, sonra kaldırıp çöplüğe atmaktadırlar. Her şeyi kırıp döktükten sonra da pisliklerini başkalarının temizlemesini istemektedirler.
Nick, Jordan ile ilişkilerini keser zira bu kadın, Daisy'ye benzemektedir. Gatsby'nin konağına son bir defa daha baktıktan sonra dönerken, Nick, sahilde durur ve asırlarca önce Hollandalı denizcilerin, gözleri ve kalpleri hayallerle dolu olarak bu adaya baktıklarını ve Gatsby'nin ümitsiz hayallerine zemin hazırladıklarını düşünür. Gatsby'nin hayalinin boş olduğu, daha yüz yıllarca önce söylenmiştir.

16 Nisan 2015 Perşembe

Dracula'nın Konuğu Adlı Kitap

     Kitabın isminden anlaşılacağı gibi kitap Bram Stoker'ın Dracula eserinin bir bölümüyle başlıyor.Öyle çakma makma ıvır zıvır vampir kitaplarından değil bu kitap. Daha önce paylaştığım üzere Dracula Bram Stoker'ın bir eseridir ve basım tarihi 1897'dir. Bu kitapta Bram Stoker'in öykülerini içeriyor. İlk öykü Dracula adlı eserinde editörler tarafından atılmış fazlalık kısım karşımıza geliyor. Yani Dracula'yı okuyanlar bu öyküyü okuduklarında anlayacaktır ki gerçektende bu parçası fazlalıkmış. Ben sırf  atılan o kısmı merak ettiğimden almıştım kitabı fakat devamında başka öykülerde çıktı. Bram Stoker'ın Dracula'da çok başarılı olduğunu söylemeliyim lakin öykü konusunda pek tutturamamış. Açıkçası diğer öykülerin hiç bağlayıcı olduğunu düşünmüyorum. İçlerinden bir tanesi vardı: Yargıcın Evi... O gerçekten başarılıydı. Okumanızı tavsiye ederim fakat bir hikaye için ise kitabı almanızı önermem. Elbette Stoker hayranlarının bakmasında bir fayda var. Benim çok beklenti içinde aldığım  ve başladığım öyküler ne yazık ki beni sarmadı. Gotik edebiyatta Poe kadar iyi bulmadım bu öyküleri maalesef...

8 Nisan 2015 Çarşamba

NAPOLYON'DAN EŞİNE İLGİNÇ MEKTUP VE İLİŞKİLERİ



Her zaman ilgimi çeken tarihi şahıslara bir de entrika ve aşk karışınca dayanamıyorum =) Joséphine de Beauharnais'ten ilk önce bahsetmek istiyorum. Mektubu da paylaşacağım. Gerçek hayat hikayesi olan bu olayın edebiyatla tam alakası olmasa da işi mektupla kurtarabiliriz sanıyorum ki...
Joséphine de Beauharnais fakir bir Fransız çiftçisinin kızıydı ve 17 yaşında iken adadaki soylu bir Fransız ailenin oğlu olan subay Alexandre de Beauharnais ile evlendi. Bu evlilikten iki çocukları dünyaya geldi. Josephine bir ara boşanma talebinde bulundu. Mutsuz evlilikleri Alexandre’ın devrimdeki kargaşada giyotine kurban gitmesiyle trajik bir şekilde noktalandı. , daha sonra güçlü erkeklerle ilişkiye girerek hem para, hem de mevki sahibi oldu. Entrika kraliçesi olan Rose Napolyonla tanıştığında zekasını kullanarak ona kendini aşık etti. O zamanlar dul ve iki çocuk sahibi olan bu kadını Napolyon'un ailesi ne kadar istemese de bu evliliğe karşı çıkamadılar. Para,şöhret delisi olan bu kadın Napolyon ile evlendikten sonra da kendisi savaştayken sevgilileriyle de teselli bulmuştur. Napolyon daha sonra bunu öğrenmiş ve yine de öylesine güçlü bir adam kendisine Josephine ismini koyduğu karısını affetmiştir. Fakat Napolyon'a hiç bir çocuk verememesi üzerine olacak ki daha sonradan Napolyon kendisini boşamıştır.
Napoleon Bonaparte’den Josephine’e
Artık sizi sevmiyorum; tersine sizden nefret ediyorum. Bir cadısınız siz, tam anlamıyla yoldan çıkmış, tam anlamıyla ahmak, gerçek bir Sindirella’sınız. Bana hiç yazmıyorsunuz, kocanızı hiç mi sevmiyorsunuz? Mektuplarınızın ona ne kadar zevk verdiğini biliyorsunuz, ama yine de eliniz ona beş altı satır çiziktirmeye varmıyor. Peki, bütün gün ne yapıyorsunuz Madam? Sizi sadık sevgilinize yazmaya vakit bulmaktan alıkoyacak denli yaşamsal bir uğraş içinde misiniz? Hangi bağlılık ona vaat ettiğiniz sevgiyi, sevecen ve sürekli sevgiyi boğmanıza, bir kenara atmanıza neden olabilir ki? Her anınızı dolduran, günlerinizi yöneten ve ilginizi kocanıza adamanıza engel olan bu harikulade yeni âşık kim olabilir? Bakın, söylüyorum Josephine; güzel bir gece kapılar kırılacak ve karşınızda beni göreceksiniz.
Bir tek günüm bile geçmedi yüreğimde senin sevgin olmadan, bir tek gecem bile geçmedi seni kollarımla sarıp sarmalamadığım, beni yaşamımın ruhundan uzaklaştıran zafer ve tutkuya lanet etmeksizin bir tek fincan çay bile yudumlamadım. İş güçle meşgulken, orduları komuta ederken, savaş meydanlarını aşarken, benim tapılası Josephine’im, hep kalbimin tahtında oturuyor, zihnimi meşgul ediyor, düşüncelerimi alıp uzaklara götürüyorsun. Senden Rhohe’un suları kadar hızlı ayrılmamın nedeni, seni en kısa zamanda yeniden görmek isteyişimdir. Eğer gece yarıları çalışmak için kalkıyorsam bunu benim tatlı sevgilim belki birkaç gün önce gelir diye yapıyorum, mektubunda bana ‘siz’ diye hitap ediyorsun. Sensin ‘siz’! Ah, kötü kız! Nasıl yazabildin böyle bir mektubu? Ne kadar da soğuktu! Siz! Siz! Bu 15 gün nelere gebe? Ruhum üzgün, yüreğim köle, hayal gücüm beni korkutmakta. Beni fazla sevmiyorsun. Ve belki de bir gün gelecek beni hiç sevmeyeceksin. Bunu söyle bana, hiç değilse acıları hak etmiş olurum. Sevdiğim, çekindiğim, içimde beni doğaya çağıran tatlı duygular, yıldırım gibi beni ateşleyen hayatımın kadını, acısı, tatlısı, umudu ve ruhu, hoşça kal! Senden ne bitimsiz bir aşk istiyorum, ne bağlılık, yalnızca gerçeği, uçsuz bir açık yüreklilik istiyorum senden. ‘Seni eskisi gibi sevmiyorum’ diyeceğin gün, akşamında da yaşamımın son günü olacak.
Hoşça kal!

7 Nisan 2015 Salı

TAG: favori ürünler

Merhaba arkadaşlar sanatın saklı sırları beni bir etiketinde mimlemiş. İş başa düştü=) Haydi başlayalım.

1*Akmadığını düşündüğün en sevdiğin siyah göz kalemi ?

Flormar kalıcı göz kalemi
2*Krem allık için tavsiye istesem önerin ne olurdu ?
Bende merak ediyorum. Daha önce hiç kullanmadım =)
3*Sana en yakıştığını düşündüğün ruj ve en sevdiğin renge sahip olan ruj hangisi?
Açıkçası pembe tonları tercig ediyorum. Fakat kate moss'un rujları daha favorim şu günlerde...
4*Göz çevresi için nemlendirici olarak tekrar tekrar tercih edebileceğin ürün ?
Kullanmıyorum maalesef.
5*Makyajını temizlemek için düşündüğün sağlıklı/iyi sonuç aldığın en pratik yöntem ?
Yüz temizleme jeli+ gül suyu kimi zamanda bebak acı badem sütü mendilleri.
6*En sevdiğin parfüm veya parfüm markası ?
Laurin blue up 
7*Kapatıcılığının çok iyi olduğunu düşündüğün veya beğendiğin göz altı kapatıcısı ?
Göz altı kapatıcısı kullanmıyorum
8*İyi sonuç aldığın veya en sevdiğin saç bakım ürünü ?
Şu an sadece pantene'in saç onarım serumunu kullanıyorum fakat alacağım ürünler arasında urban care serum, milk shake ve loreal elseve var.
9*Göz makyajını temizlemeyi tercih ettiğin ürün ?
Açıkçası gözlerim hassas olduğu için ilk önce dalinle yıkıyorum ardından göz doktorumun bana verdiği bir çeşit göz şampuanıyla makyajımı temizliyorum(ismini unuttum maalesef)
10*Kimi Pahalı fiyatlı rujlara taş çıkartacağını düşündüğün uygun fiyatlı ruj ?
maybelline new york'un superstay ruju ve rimmel london kate moss serisi
11*Sadece 1 makyaj ürünü kullanman gerekseydi o ürün ne olurdu ?
Allık
12*Alınacaklar/Dilek listende olan ilk sıradaki ürün ?
Allık ve saç ürünleri
13*En çok tercih ettiğin oje rengi ?
koyu pembe
14*Çok yoğun bakım yaptığını düşündüğünüz el kremi ?
Avon care tüp şeklindeki el kremi sanırım.Hala kullanıyorum. 
Instagram